Uçan Tabure!

çünkü uçmak iyidir.

Can Sıkıntısı, Müzik Vesaire

Posted by Sinan Ceylan 21 Mayıs 2012

Yine uzun bir süredir blogta iki lafı yanyana koyduğum yok. Bunun sebepleri çok çeşitli. Ama en büyük sebep sanıyorum şu an elimde bir fotoğraf makinem olmaması. E tabi gidip bi’ şey üretmeyince sergileyecek bi’ şey de olmuyor. Bari dedim, eften püften şeyler yazayım da güncellensin ortam. Yani eften püften olaylardan önce, bu aralar ciddi bir şekilde bisiklet ve bisiklet ile yapılabilen şeyler çevresinde dönmekteyim. Bütün meşgalem bu oldu gibi. İşte araya müziği filan da sokuşturup ortaya karışık yazayım dedim.

Bisiklet hayatımda gerçekten önemli bir yer tutuyor. Bu yaz Japonya’ya gitme planlarım olmasa belki de, bisikletle Güney’e inmeyi planlayan arkadaşlarıma ben de salça olurdum ama, şimdilik yine Çanakkale çevresinde pedallıyoruz. Geçtiğimiz hafta üniversitenin bilmem kaçıncı geleneksel bahar şenlikleri vardı. Bilmeyenler için söyleyeyim, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversite’sinin bahar şenlikleri Dardanos yerleşkesinde oluyor. Merkeze yaklaşık 15 km uzakta. Tabi ki bu kadar yol için belediye otobüsünün itiş kakışını çekmek budalalık benim için.

Biz de, arkadaşlarla bisikletle gittik elbette. Sonra konser oldu, eğlendik, gece yarısı oldu, şehre döndük filan. Ben Kordon’a geldiğimde tam gece yarısıydı. Ağır ağır pedal çevirirken, marinadan çok aşina olduğum, ama adını hemen koyamadığım bir şarkının gitar solosu yükseliyordu. Biraz da obsesif birisi olmanın getirisiyle hemen basıp gidemezdim; biraz daha dinleyip, şarkıyı anlamalıydım.

Ve çok geçmeden David Gilmour’un sesini tanıdım. Gecenin bu saatinde bisiri teknesinde yüksek sesle Time dinliyordu:

Home. Home again. I like to be here when I can…

Teknenin önünde bisikleti durdurup dinlemeye başladım. Güzel bir akşam geçirmiştim, eve yorgun dönüyordum ve duyduğum dizeler tam kıvamındaydı. Sonra, teknedeki abi, kafayı dışarı uzattı. Ben de, “abi eyvallah, gece gece şarkı iyi geldi” dedim. Tabi anlaşamadık. Abi tekneden inip yanıma geldi; ben dediklerimi tekrarladım. Sonra “e o zaman birader, git bakkaldan kendine bi’ şeyler kap gel de, beraber dinleyelim”.

Kim olsa reddetmezdi diye düşünüyorum. Atladım tabi balıklama. Bu arada, tekne tekne dediğim iyi halli bir motoryat. İçinde yaşanır cisnten. Ki ben zaten minimalist birisiyim; o’hooo 4 mevsim içinde yatarım benim olsa.

Neyse. İşte oturduk dinliyoruz, Money, Brain Damage filan derken albüm bitti. Abi oradan, “eh, Floyd’dan devam dedi”, baktım müzikçalara Wish You Were Here‘ı koyuyor. Tanıştık, konuştuk filan. Çanakkalenin yerlilerindenmiş. Bilmem kaç sene önce bugünkü Kordon’da çatalla dil balığı tuttuğu dönemleri filan anlattı. Ben de okul, hayat bilmem ne.

Hani bazen evde oturarak koca bir geceyi tüketebilirsiniz. Ertesi gün aynı şeyleri yapsanız pek bir şeyi değiştirmeden, üç aşağı beş yukarı aynı geceyi tekrar yaşayabilirsiniz. Ama bazen de uğrunda çuvalla para verseniz keyfini tekrar yaşayamayacağınız zamanlar olur. İşte o gece benim için öyleydi.

Renk olsun diye koyuyorum, harbiden konuyla alakası yok.

Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Çok Çeşitli, Kişisel | 1 Yorum »

Fotoğrafı Unutmak Üzerine

Posted by Sinan Ceylan 17 Mart 2012

“Saçmalamak istiyorum,” dedim.
“Hep yaptığın şey,” dedi.
“Bu sefer öyle değil,” dedim.
“Benim ne yapmamı istiyorsun peki?” dedi.
“Bilmem. Sadece otur,” dedim.

“Son günlerde hiç çalışamıyorum, bildiklerimi de unuttum,” dedi.
“Unuttun mu, yoksa hatırlamıyor musun,” diye sordum.
“İkisi farklı şeyler mi,” dedi.
“Bilmem, aynı şeyler mi peki,” dedim.
“Ben de bilmiyorum,” dedi.
“Boşver, ne önemi var ki zaten,” dedim.

***

Fotoğraflarımı düşündüm. Fotoğraf mesela, dışardan bakınca çok kompleks gibi görünüyor olabilir. Ben artık dışardan bakamayacak kadar çok fazla vakit harcadığım için, dışardan bakamıyorum. Ama aslında olay çok basit.

Teknik bir olay, ışığın objektiften nasıl ve ne kadar geçeceğini belirliyorsun ve sanatçı oluyorsun.¹

Fotoğraf dediğimiz, ışığın belirli bir yol (bu, objektif veya iğne deliği olabilir) izleyerek, duyar katmana (bu da, 35mm film veya dijital algılayıcı oluyor) ulaşıp, kaydedilmesi ile elde ediliyor.

Işığın kendisini, veya cisimleri görmemizi sağladığı şekliyle; nesnelere çarpıp üstünden yansıdığı halini yakalamak için optiklere bile ihtiyacın olmayabiliyor. İğne deliği de aynı işi görüyor işte. Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Fotoğraflı, Kişisel | Etiketler: , , | » yorum bırak;

Arşivin Tozlu Raflarından Seçmeler III

Posted by Sinan Ceylan 08 Ocak 2012

Merhaba blog,

Arşivden seçip yayınladığım fotoğrafların son bölümü de bunlar. Daha da yok. Çünkü zaten ondan sonra kaydadeğer olduğunu düşündüklerimi zamanında burada yayınladım. Bu arada, tozlu raf filan deyince olay şimdi bana da saçma göründü. Tozlu raf filan yok. Ha tamam var, benim kitaplık genellikle tozlanıyor odamdaki her şey gibi, ama fotoğraflarım orada değil.

Şimdilik 500 gb Western Digital (WD Elements SE yazıyormuş kutusunda) 2.5″ harici diskim var, ve de kronolojik olarak çekip çantasında çekmecede sakladığım (medyaların uzun süre dayanması açısından önemli olduğu söylenir) DVD’lerim var. İşin tozlu bi kısmı yok yani.

Merak edenler için diskteki arşiv görüntüsü (hiyerarşi ve düzen) şöyle:
Numaralandırma olayı kronolojik. Parantez içinde öncelikle yer, sonra varsa etkinliği, yoksa o klasörde fotoğrafları olanların isimlerini yazıyorum. Bu sayede aradığımı bulmam çok sıkıntı olmadı bu zamana kadar. Zaten kendim çektim, neyin nerede olduğunu az çok hatırlıyorum elbette. Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Çok Çeşitli, Fotoğraflı, Kişisel | 4 Yorum »

Arşivin Tozlu Raflarından Seçmeler II

Posted by Sinan Ceylan 31 Aralık 2011

Geçen hafta pazar günü I. kısmını gönderdiğim arşvimde kıyıda köşede kalmış, henüz blog açmamışken çektiğim fotoğraflaran seçmelerin II. kısmına hoş geldiniz.

Yine öyle aman aman şeyler oladığını söyleyeyim, ona göre beklentiye girmeyin. Mesela kadraj hatası var bir çoğunda yine. Şimdi bugün çeksem dikkat ederim yapmamaya ama, hâla çok iyi değilim bu konularda.

Kronolojik olarak şu şekilde devam ediyor seri:

Mesela bu üstteki fotoğrafı, saat sabahın 6 buçuğunda hem de Mart ayazında çektim. Benden başka bir tek temizlik görevlisi vardı, o da zaten tip tip bakıyordu bana. “Zorun neydi?” demekte haklısınız ama, elbette bu fotoğrafı çekmek için kalkıp gitmedim. Aslında henüz uyumamıştım ve yurda girebilmek için saatin 7 olmasını bekliyordum. Kordon’un bu görüntüsünü hatırlayan var mı? Önceki yazımda da dediğim gibi, yeniliklere çok çabuk adapte oluyoruz sanırım. Ben fotoğrafı görmesem hafızamda canlandırmakta güçlük çekiyorum. 2 sene oldu hepi topu… Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Çok Çeşitli, Fotoğraflı, Kişisel | Etiketler: , , , | 4 Yorum »